Ali Ekber Ataş
UYKUSUZ
erguvan baharıydı gözlerin
yanaklarında çukurluk
hatmi çiçeği topluyor gülüşün
gülüşün mor taflanlı
uykusuz
içimin eriyişi
suya çiziyorum resmini
dalgalar yalayıp yutuyor sahili
sahil kumsuz deniz susuz
gök ekin biçiyor gözlerin
sorgusuz
içime eriyişin
zemheriyi çağırıyor
bir yirmi dört nöbetindeyim
şafaklıyor gözlerim
gözlerimde
uykusuzluk kırıtıyor
patika dergisi, sayı 56 2007
Ali Ekber Ataş
onlar ki olimpos’tan bu yana
sivas’ta ateşler içerek geçtiler tanrıları
- can yücel’in anısına -
1.
dal gövdeye dönüşüyor
döşeniyor yaprağı
döşeniyor çiçeği
döşenip düşünüyor
pos bıyığına
güvercinler
sakalına istanbul
dadanan adam
şiirle
sevişken
pos
bıyıklı
sakalı
kendinden de
büyük
adam
küfürbaz
bir havada
harlayıp
paylıyor bizi
içimize
gül düşüyor
sesi
çatlasın ar damarı ırzı kırık batı’nın
bizdeki batıcı yağdanlıkların
çatlamaz ar damarı
arsızlık onların can damarı
pofur pofur esiyor
küfredip kefereye
dellenip duruyor avaz avaz
poyraz kesiyor havası
2.
dal
gövdeden
uçlanıyor
gövde
uçlandıkça
filizi döşeniyor dal
şiirlerle sevişken
sakalı kendinden de
büyük adam
adam akıllı içerliyor
açık bir deniz gibi
şorluyor
mutedil değil
aralıksız dalgalı
eteklerimiz
içimiz poyraz
yıldız karayel
delirtiyor
burnumuzdan
geliyor
ellerimiz dört göz
tık nefes gözlerimiz
demirleyip kıyıya
demleniyoruz deliksiz
açıktan seyrediyor
o garip mahzun kanık
açıl gülüm açıl dedikçe
kendinden geçip
kendi içine demirliyor
yarı yolda ömrümüzü milliyor
bekledik
bekledik
bekle de dik
öyle bi yerimize dikildi ki şahbaz
mezar taşına döndük
tozumuzu attı ömürlük
3.
deniz / mey
sahil / hane
üstümüzde yıldız işlemeli bir gece
önümüzde uçsuz bucaksız
sırtı lacivert bir deniz
doluştu gözlerimize
içimiz dolup taştı
(ahhh o deniz var ya o deniz
mavi sularıyla akıp geçen gecemiz)
sahil hanemizdi
çilingir soframıza
deniz mey taşıyordu
sefamızın baş konuğu
yetmişlik gedikli bir başçavuş
içimiz süt liman
içimizde dört köşeli bir sevinç
yıldız batığı bir gece
tepemizde ay kaçığı
bir batında
bin bir gece
batığını doğurdu
kara kış
kırlangıç fırtınası
güvercin curnatası
antik zeytin
kuru soğan
beyaz peynir
elimizde nar-ı nan
iliklerimizi semiren
koca dişli bir ayaz
poyraz kesiyor havası
zulamızda yetmişlikler
içimizi gıcıklıyor
bi geçirsek elimize
rakı şişesinde balık diye
tirolliyeceğiz herifi
4.
Deniz / mey
sahil / hanesinde
pos bıyığı güvercinler
sakalı istanbul bereketi
“güler” yüzlü can yücel
orhan’nan ıslayıp o geceyi
zil zurna bir denizle cebelleşiyor
karşı kıyı karşı yakada
koynunda kırk kocayı
bakir bırakan istanbul
çılgınca sevişken bir deniz
tepemizde ay çıplağı
alabildiğine bakir gözümüz
soyunup salmış ışıklarını
kırıştırıp duruyor densizce
gözlerimizin içinde
içimiz şaha kalkıyor orospu
dalgalar yalayıp yutuyor sahili
biz sahilsiz deniz susuz
olur mu bu allahsız
dünyanın gözüyle seyredelim dedik şu manzarayı
demez olaydık keşke tepemizdeki o dipsiz boşluk
salakana bir bulut peydahlamaz mı üstümüze
örtmez mi değirmi penceresini gökçe gözün hergele
ne deniznen cilveleşen aşık kaldı
ne de keyfimizden eser bıraktı hödük
mum dikti keyfimize
köpür köpür köpürüyor can yücel
bi yandan parlayıp ha bire paylıyor
kevgire döndük hepimiz
“ve öylesine harlı ki nefesi(m)”
bi kıvılcımlık can’ı var
patlamaya hazır zonguldak madeni mübarek
zangır zangır zangırdıyor ortalık
5.
kuzguncuk’tan
datça’ya
bütün gök
bütün deniz
baştan sona tüm sahil
tutuşmuş etekleri
zangır zangır titriyor
sahil kumundan
deniz suyundan
olacak
soldu solacak
mavisini
tepemizdeki
gök gözlü
kumsuz sahil
susuz deniz
gökçesiz gök
ister misiniz
yetim kalsın
şiirimiz
hay dilimizi
öpsün eşek arısı
demez olaydık keşke
işkillendi
edib-i bimüdani işte
öyle bir harladı
öyle bir parlayıp
payladı ki bizi
soluğu
aşiyan’da aldık
6.
ahhh..
o çocuk var ya o çocuk:
bir elinde lenger şapka
ötekinde şiirler
yarım kaldı
dudağında cıgara
ya o yaprak:
boşlukta döndükçe dünya
mevsimler dönüşecek
fakat o hiç ama hiç
çimlemeyecek
yedi iklim dört köşede
delirip duracak zaman
defterimiz dürülecek
ille de o martı :
konacak mevsimi arar
hep telaş içinde
şimdi
tevfik fikret
orhan veli
can yücel
madımak’ta
yanan-nar
“onlar da olmasalar”
onlar da yanmasalar
dedi ve gitti usta
datça’da can şenliği’nde şimdi
muma döndük hepimiz
etrafımız aydınlık
dibimiz karanlıkta
bekledik bekledik
bekle de dik
öyle bi yerimize dikildi ki şahbaz
uyanan da yok uyandıran da
fakat yanan-nara
savrulan küle
kefenin lüzumu yok
temmuzlar hiç bitmeyecek