arzu k. ayçiçek / şiirler

GÜLBAHAR

(ilk yayını)  -dünya kadınlarına-

nerden indi bu kuşlar şiirimin üstüne

okunmamış kitap gibi zaman elimde

 

yağmurdan çıkıp gelmiş toprak kadınları

dokunmayın yarasına öyle de güzel

ağacını bırakmaz bizde meyve dalları

yaralı bir tay gibi koşmaktayız hepimiz

-bir sıkımlık mermi miydi gülbahar'ın yüreği

 

-ah gülbahar

çıksaydın ağrı dağın başına

buzdan kale yapsaydın

yıldız koparsaydın aşkına gökten

sen mevsimin neyisin gülbahar

bahar'ı uçmuş adının

kuru bir gül'ü kalmış-

 

neden açılmıyor mor kapılar bir daha

birikti yıllarca çığlıklarımız

zetkin klara'ya bıraktık barış yolunu

yürüdü sesin yürüdü ovalar dağlar

yürüdü ayaklarımız güllerin ülkesine

acemi bir kuş gibi ellerimiz

-masal burada bitti hevesi öldü kızların

 

oyun kağıtlarında kaldı ucuz sevinçler

şarabın rengine yansımış aşklarımız

kış güneşi ısıtmıyor soğuyan kalbimizi

sen yoksun artık bu yaşamda gülbahar

-ellerini tutacak temiz bir el mi kaldı

 

dön demiyorum sana dönülmez artık

bir kahve içimiydin herkes unuttu seni

güneş seninle girdi karanlık odalara

kilitli sandıklarda kaldı ipek sözlerin

gün geceye kavuştu sen yoksun şimdi

sesini topluyor cumbalı evler

 

çıkıp gelirdin oysa bir ceylan gibi

ay düşerken tahta merdivenlere

çileni öğütürdün kahve değirmeninde

annenin yüzünde solgun bir gül'sün şimdi

oyunlarda kaldı eski zaman masalı

-zaman tünelinde ayrılıyoruz

 

bu oyun başka oyun gülbahar

bu oyun başka oyun

2006

alsa / 08.03.08

 

GEÇİP GİTTİ
(ilk yayını)
aynaya ve ışığa ulaşmaktan

ve yaşamın türküsünü söylemekten

sildim gözlerimde eriyen kederi

 

eskiden ne kadar uzaktı gökyüzü bana

ben ne kadar yakındım oysa gökyüzüne

herkes korkardı -ben korkmadım-

akasya kokulu sarhoş sokaklardan

menekşeler açardı oysa kızların yanaklarında

kıkır kıkır gülüşlerinde sardunya çiçeği

 

geçip gitti o günler

gizemli bir duruşu vardı o günlerin

törensel bir bakışı

ve günahkar

ve asi

 

geçip gitti

o güzelim günler

o kirazlı dallarda masum yüzler

su gibi akıp gitti yüreğimin önünden

hava kabarcıkları gibi saçlarıma konan

kar taneleri. dallara konan kargalar

pencereden bakarken yarınlara

yarınlar geçip gitti usulca

gizemli sandık odalarında uyuklayan

bakışları uzak annemin

 

'yarın' yine gel emi?

27.12.07

 

 

LAVİNYA

 

adımı iyi ezberle

dedi lavinya

barışın kızıyım ben

..........

yeni eylemciler geliyorlar bak

uzaklardan geliyorlar

geleceğin seçkin sınıflarından

suları yakıyor bağrışmaları

seçkin, tek yüzlü insanlar onlar

 

büyük ateşi yakarak geliyorlar

suda fışkırıyor neşeleri

taş donukluğunda bırakarak geliyorlar

yüreklarda yağır açanları

 

uzaklarda mutluluğun elleri

ay kokusu

badem çiçekleri

yemyeşil bağlar, gelincik tarlaları

uzaklarda kıpırdaşan ölü ışıkları

dirilterek geliyorlar gözlerinde

yeryüzünün bütün seslerini getiriyorlar

                                      yüreklerinde.

 

-savaş, ölülerin resmini çizer her zaman

sınırları çizilmiyor acının-

 nisan 2007

 

 

AŞKIN DA SÖZÜ BİTTİ

         -bütün evlerde sevgi olsaydı

         çatılar kar tutmazdı-

bir adam geçti güneşin önünden

ışıkta oynaştı sular

 

suyun içinde suyu gördük biz

tersyüz edip giydirdiler güneşi

havada soluğumuz asılı kaldı

buz üstüne yazı yazın dediler

akşam oldu şiltelerde sesimiz

 

bin dereden su getirip kör kuyuya doldurduk

patikalar yürüdük kıraç topraklar

çakır dikenler yırttı çıplak ayaklarımızı

-gök ekine değmedik-

al yazmalar uçurduk dilek ağaçlarında

 

denizin adını duyduk süslendi rüyalarımız

zamanın dili olsa...bedelin insafı...

 

çocuklarımız doğdu gözleri bir çift yıldız

adları umut adları barış ve devrim ve inan

bütün cihan duysun için bir ozanın ezgisinde

sonra eylem sonra can

çağdaş bir ülke, uygar bir toplum için

boy verdi ekinler başak başak özlemle

-alnımızda tarihin tırnak izleri vardı.

 

-sokakların ağzı olsa...taşların dili...

 

başlamadan bitti masal

her şey yitirdi kimliğini

odalara vurmaz oldu yağmurun sesi

çoğunluk uzun uykuda

çalamadı kimse azınlığın kapısını

gitti gençlik gelmez geri

 

aşkın da sözü bitti...    

 şubat-2002