Ahmet Uysal / şiirler
Alkımsanat'ın notu: Ahmet Uysal'ın
iki ayrı kuşaktan dizeleri buluştu...
BİR ŞEHİR GÖÇÜYOR
sis içinde yürüyorum
bir şehir susuyor şuramda
zaman kırıkları acıtıyor
dün söylediğim şiirleri
sokaklar yeniden üretiyor
çekip giden rüzgârını
yağmura dönüşüyor
kuşların aralıksız ötüşü
ince bir hüzün saklıyor
yıkık evler, taş avlular
uzak günlere sürükleniyor
içimdeki o yalnız çocuk
bir şehir göçüyor şuramda.
(acının gümüşü, 1999)
*bir şehir göçüyor’a ek:
kadın mı desem, tanrıça mı,
ıssız topraktan, kurumuş
nehir yatağından, düşlerimle
yeniden yaratıyor beni
umudumu yitirmişken,
veda etmişken anadilime,
dilimi kanatan sözcüklere…
kadın mı desem tanrıça mı:
yeniden yaratıyor bedenimi.
bir şehir kuruluyor yedinci
katmanında troya’nın,
helena’nın eteğini savuruyor
tenedos rüzgârları, surlarda.
bir şehir kuruluyor şuramda.
nisan, 2008
ONLAR DİVANI/1
(güldal, günbaş ve yakınlarım için)
(ilk yayını)
nasıl unutulur buluştuğumuz o safran yazlar,
egenin kumsalı nasıl unutur izlerimizi.
bir çocuğu sevmenin maviliğini paylaşırdık,
ıslak çakılları yan yana sektirmenin sesinde.
ida’nın zeytin dallarında savrulan
söz hevenkleri değil miydi aşklarımızın tanığı.
uzak sevgilimizdi midilli ve yalnızca o bağlardı uzaklığımızı bir sandalın bordasına.
her an bir yolculuğa hazırlanırdık,
yeryüzünün mutsuz iklimine doğru…
aman tanrım neydi o: “elsa’nın gözleri”ni ödünç verirdik
güzel kadınlara, piraye’nin nâzım hüznünü de.
kır zambaklarını okşadığımız dolambaçlı patikalarda,
neyi aradığımızı unuturduk…
incinmiş sevgililer için ağlamak,
ayıp kaçmazdı.
ay batar, onlar divanına varırdık.
26.02.2008 - altınoluk
ONLAR DİVANI/2
ege kumsalında parıldayan
çakıl taşlarıydılar; teğet çizgileriyle, aykırı renkleriyle:
yakamozlarında gecenin, böğürtlenli ırmak ağzında,
güz/katığı sözcüklerle yazılmış üçlükler sunan
suyun öte yakasına; kekik yüklü tekneleriyle
troyalı helena’yı arayan,
sokakağzında okşayan tutkulu göğsünü imgenin;
onlardı yüz süren foça’nın sirenlerine…
onlar, aşk/öte dostluklarla
‘rüzgâr/çelen’leriydi ida’nın,
yalın dokunuşlarla serpintiler bırakanlardı
uğultulu sutüvenler’e…
sabahattin aliler’le, nâzımlar’la
donatanlardı şiir serüvenlerini,
inceltilmiş bürümcükler arasına gizleyenlerdi
yenilmişlerin hüznünü…
her dağ yoklamasında,
temmuz yangınlarına atarak bedenlerini,
kum, kuş ve ot sektirenlerdi yaz ırmaklarında,
taşra dergilerinin ıssız emekçileri;
incitilmiş söz ustaları, her zaman incinmeyi göze alan
kederli kadınlar ülkesine,
hırkalarını bırakanlardı onlar.
29.02.08
Sevgililer Gününde
Harflerin Dönüşü:
(ilk yayını)
A’nın Buğusu
I
yolumun sonu sandım,
gök/yalınlığa sokuldum usulca.
sanki ayrılık vaktiydi, ay buluttaydı,
bir böcek geçti çıplak ayağımdan.
ılgınlar, dal ucuyla değdi gövdeme,
sonsuzun soluğunu duydum.
onunlaydım
orada..
söylenir: aşkla savrulanlar dokunabilir
yalnızca A’nın buğusuna…
O Harfinin Adıyla
11
O’nun adıyla başlarım
her sabah şiire, sürükler ardından
öpülmeye hazırlanan harflerimi,
.
O harfiyle katılırım
patikamın sonundaki,
yalnızlıklar korosuna.
O öğretir bana tılsımlar edinmeyi
sözcükler ormanında, yeniden
bulmayı külü kalmayan ateşi.
son düğmesini çözdüğüm
gecenin örtüsünü,
O getirir ıssız ırmak yatağına.
yaz(ı)dır O,
sonsuz ayrılıklar için.
C’nin Soluğu
111
ana rahminde, C’nin
soluğuyla başlar şiirin büyüsü,
kadın kokusuyla esrik
sözcükleri sonsuza sürükler,
yangınlar bırakır ardında,
tutuşturur ağlayan laleleri.
S’nin Sesindedir
1V
S’nin sesindedir
sözcüklerin esintisi,
yaz sonlarına doğru,
“yanık güz” rengine
bürünen toprağında
izini ararım S’nin.
son kez eylüller
uzanır kollarıma onunla…
OKUNAMAYAN HARFLER
1okunamayan harflerin
izini sürmekten,
yorgundu bedenim.
söylediler: “iki eski
harf sağaltabilir ancak,
onulmaz sanılan yarayı.
iki ağzınla öp,
iki kalbinle sev,
iki ömrün olsun!
iki yağmur
damlası halinde kal
yaşam yaprağında.
tılsımı budur
sürüklenmenin, büyülü
sözler nehrine.”
2
geri çevrilen harflerim ,
çekilen deniz olarak
döndüler kıyılarıma.
inciten itiraflarımdı,
dilime
dolanan çizgileri…
ertelenmiş dokunuşların
örtülü imgelerini
ekledim onlara.
onlar da öyle söylediler:
-okunamayan harflerdir
yalnızlığın ruhu.
14.02.2008
BURSA’DA SİSLİ BİR SOKAK
Bursa’da sisli bir sokak
Kapılır giderdim büyüsüne
Yosunlu, külrengi çatılar
Ürperti verirdi düşlerime
Bursa’da sisli bir sokak
Kapısında güller asılı
Bir ev arardım dolunayda
Taşlı yollar gül kokardı
Yoksul evler görürdüm hep
Kapısında güller asılı
Yitik dizeler düşünürdüm
Geceleyin dalgın yürüsem
Ölüme üstün kılan yaşamı
Günleri unutulmaz eden
Yitik dizeler düşünürdüm
Islak, ıtır rengi bir güz
Hüzünlü eylüller saklardı
Yaralı bir çınar dalında
İnce akan sulardaydı
Islak, ıtır rengi bir güz
Bursa’da sisli bir sokak
Kapılır giderdim büyüsüne
05 şubat 2007
GÜLÜN DEĞDİĞİ SOKAK
(ilk yayını ocak 2008)
gülün değdiği sokakta
bekliyor bizi cunda evleri;
rembetika ezgili taş yapıların
kolay anlaşılıyor ne söylediği;
dudak dudağa geliyor
ıssız avluda anadillerimiz.
bizim için korunmuştur,
bu akşamın ürpertili rengi,
kıyı boyunca upuzun öpüşür
zeus'un kızları nympalarla,
yeni tanımlar duyumsatır, inan:
aşkla inanmak güzeldir.
hatmi dallarıyla sokulur
gecenin soluğu bedenlerimize;
sen de sokul bana incecik,
incinmiş yanlarımız onarılsın;
mübadele geri çeksin denizini,
aşkların erişilmez güzelliğinden.
03.01.08